:: Site Haritası           :: Diş Randevu         :: Bizi Takip Edin

 

 

   

   

Tedaviler Menu

Güncel Haberler

Doğal Yollarla Diş Beyazlatmak Mümkün mü?

Doğal Yollarla Diş Beyazlatmak Mümkün mü? Beyaz dişler ve ışıltılı bir gülümsemeye sahip olmak herkesin isteğidir. Ancak çay ve sigara gibi dış etkenler, dişlerin beyazlığını kaybetme... Devamını Oku...

Doğal Yollarla Diş Beyazlatma

Doğal Yollarla Diş Beyazlatma Diş beyazlatma ve dişleri güçlü tutmak için doğal besinlerden yararlanabilirsiniz. Ağız ve Diş Sağlığı Hekimleri, çilek, portakal ve elma si... Devamını Oku...

Hedef Sıfır Çürük! ACFF

Hedef Sıfır Çürük! ACFF Farklı ülkelerden uzman diş hekimlerini çatısı altında buluşturan “Diş Çürüğüne Karşı Güç Birliği” (Alliance for a Cavity-Free Future/ACFF) g... Devamını Oku...
Previous
Next

 Apikal rezeksiyon,kök ucunda iltihabı olan dişlerin ameliyat ile kök ucunun kesilmesi, bu bölgedeki patolojik oluşumların çıkarılması ve aynı esnada kök kök kanal veya kanallarının bakterilerden arındırılıp dondurulması işlemidir.

 

Apikal Rezeksiyon

  • Diş kökünde aşırı eğrilik,perforasyon (delinme) veya kök kanalı içinde kalsifikasyon bulunması nedeniyle kanal tedavisinin tam olarak yapılamaması,
  • Kök ucu tamamen kapanmış yani gelişimini tamamlayamamış dişlerde kök kanal temizliğinin ve dolgu maddesi uygulanmasının başarılı bir şekilde yapılamayacağı dişlerde,
  • Kök kanalına dişin üzerinden ulaşılamadığında (kuron veya köprü protezleri yani kaplamaların varlığında) kanal tedavisi yapılamadığı durumlarda,
  • Kök kanal tedavisi sırasında alet kırıldıysa, kırılan aletin mutlaka çıkarılması gerekiyorsa,aleti çıkarmak gerektiğinde,
  • Dişin kök ucunda kistik oluşumların meydana geldiği durumlarda,
  • Diş kökünün kemik içerisindeki 1/3 uç kısmının kırılması durumlarında yapılır. 

Mikro Dişhekimliği Nedir?

Mikro Diş Hekimliği, diş çürükleri için yeni ve alternatif bir tedavi metodudur. Bu tedavinin temel amacı; çürüğü tamamen ortadan kaldırırken doğal dişten mümkün olduğunca az kayıp vermektir. Hava ile aşındırma (Air Abrasion) diyebileceğimiz bir metotla diş çürükleri temizlenir.


Hava ile Aşındırma (Air Abrasion)

Hava ile aşındırma (Air Abrasion), hava-toz karışımı bir spreydir. Basınçlı hava içerisine zımpara görevi görecek küçük partiküller yerleştirilip işlem yapılacak diş üzerine püskürtülür. Basıncı hassasça ayarlanabilen bir mekanizmayla çürüğün üzerine püskürtülen bu sprey  diş çürüklerini temizler. Bu işlem ağrı hissedilmeden yapılabilir.


Ağrısız Tedavi Nasıl Gerçekleşir?

İçinde aşındırcı partiküller bulunduran hava-partikül karışımı sprey, oldukça hassas bir şekilde doğrudan çürük üzerine püskürtüldüğünden, ağrı duygusunu veren sinirleri minimum seviyede etkiler. Bu da hastanın ağrıyı hiç hissetmemesi veya çok az hissetmesi anlamına gelir. Geleneksel metotlarla yapılan dişhekimliğinde çürük, aeratör dediğimiz matkapla  aşındırıldığında dişin sağlıklı kısmından da bir miktar kayıp kaçınılmazdır. Hava ile aşındırma (Air Abrasion-Abrasyon-Abrazyon) sayesinde ise dişin sağlıklı kısmından kayıp verilmez. Bu işlem özellikle çocuk diş tedavisinde iğne ve aeratöre gerek duymadan oldukça tatmin edici sonuçlar vermektedir.

 

Kompozit Restorasyon

Abrasyon ile çürük kazındıktan sonra, doğal görünümlü, dışarıdan farkedilemeyen kompozit dolgu ile diş doldurulur. Bu dolgu çok uzun ömürlü ve sağlıklıdır.

Lazer (Laser) dişhekimliği nedir?

Lazer uygulamaları, 60'lı yıllardan beri tıp alanında kullanılmaktadır. Yakın zamana kadar dişhekimliği alanında sadece diş beyazlatma  ve yumuşak doku operasyonlarında kullanılan lazer enerjisi, günümüzde daha geniş alanlarda kullanılır hale getirilmiştir. Atomize su spreylerinin, lazer enerjisi ile birleşmesi sonucunda elde edilen hidrokinetik enerji prensibi ile çalışan yeni diş lazeri ile hem sert doku (diş minesi-insan vücudundaki en sert yapı), hem de yumuşak doku (damak) işlemleri rahatlıkla yapılabilmektedir. Bu uygulamalardan bazıları, diş çürüklerinin temizlenmesi, kanal tedavileri, diş dolguları, çene kemiğinde ve dişetinde  her çeşit cerrahi işlemler, dişetinin şekillendirilmesi, estetik diş tedavileri,  hassas dişlerin hassasiyetinin giderilmesi, koyu renkli diş etlerinin renginin açılması, uçuk ve aft tedavileridir.

Bunun yanında implant tedavisi uygulamalarında lazer teknolojisi ile cerrahi işlem aşamaları basitleşmekte ve tedavi genelinde zaman kazanılmaktadır. Sert dokuda, titreşim yapmaması, küçük müdahalelerde anesteziye gerek duyulmaması sebebiyle laser uygulamaları, diş hekimi korkusu olan her yaş grubu hasta için tercih edilebilir. Yine yumuşak dokuda, kanamasız operasyonlar yapılabilmesi ve iyileşmenin çok hızlı olması büyük avantajlarındandır. Özellikle çocuk hastaların tedavisinde önemli kolaylıklar sağlar.
 
Gücü ayarlanabilen lazer ışınının çürük dokuyu seçici davranması az madde kaybıyla tedavinin tamamlanmasını mümkün kılar.


Dişhekimliğinde Lazer UygulamalarıPorselen laminat veneer hazırlığında diş yüzeyini mükemmele yakın pürüzlendirmesi, yapılan restorasyonun tutuculuğunu %100 etkiler.

Lazer dişhekimliği, genelde tedavi sürecini kısaltarak, daha az çaba ile daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlar.

Lazer uygulamaları ile halk arasında lazerli dolgu diye bilinen ve bir ışık kaynağı ile sertleştirilen kompozit dolgu uygulamaları birbiriyle karıştırılmamalıdır.


Lazer Uygulamasının Avantajları ve Kullanım Alanları;

  •     Yeni nesil diş lazeri ile dişe ve diğer dokulara temas etmeden çalışmak mümkündür. Bu sayede ısı titreşim ve sürtünmeye bağlı ağrı oluşmayacağı için dişi uyuşturmaya gerek kalmayabilmektedir. Lazer ışını, cihazın ucundan çıkan suyla birleşerek (hidrokinetik enerji) dokuya iletilir.
  •     Implant tedavi uygulamalarında, üst yapının (sabit diş) yapılabilmesi için gerekli olan cerrahi uygulama (diş etinin açılarak implantın ortaya çıkarılması) lazerle daha da basitleşmekte ve zaman kazanılmaktadır.
  •     Lazer kullanılan bölgelerde % 100 dezenfeksiyon ve sterilizasyon sağlandığı için tekrar enfeksiyon oluşması ve çürük başlaması riskleri ortadan kalkmaktadır.
  •     Lazer ile yapılan cerrahi uygulamalarda, işlem esnasında neredeyse hiç kanama olmamaktadır. Her cerrahi uygulama sonrasında ortaya çıkabilecek komplikasyon, şişme ve rahatsızlık olasılıkları azalmakta ve daha hızlı bir iyileşme sağlanmaktadır.
  •     Lazerli diş beyazlatma işlemlerinde çok kısa sürede daha iyi sonuç almak mümkündür.
  •     Dişetlerinde genetik olarak aşırı derecede mor renklenme (hiperpigmentasyon) bulunan hastalarda 3 veya 4 seansta lazer ile soyma (peeling) yapılarak, bu sorun ortadan kaldırılabilmektedir.
  •     Yumuşak doku ve dişetindeki yaraların tedavisinde de kullanılır.  Ağız içinde oluşan fibromalar (dokulardaki zararsız patalojik büyümeler) lazer ile ortadan kaldırılabilir. 
  •     Estetik diş hekimliği uygulamalarından porselen lamineler, empress kuronlar ve procera kuronlar yapıştırılmadan önce diş yüzeyine lazerle aşındırma yapılabilmekte ve bu işlem kronların düşme riskini azaltmaktadır.


Dişhekimliğinde Lazer Kullanımı ile Genel Bilgi

 

Lazer in çeşiti kullanılan kristalin cinsine göre isim alarak değişmektedir. lazer cihazında kullanılan bu kristaller lazere sadece ismini vermekle kalmayıp lazerin dalga boyunuda belirlemektedirler.
Dişhekimliğinde ağırlıklı olarak kullanılan lazerler Sırası ile Nd YAG lazer , diode lazer. Erbium lazer, CO2 lazer ve KTP lazer olarak sıralanabilir
kullanım alanları lazerin dalga boyuna göre değişmektedir.


Nd YAG lazerler

Dişhekimliğindeki en başarılı lazer Nd YAG lazerdir daha çok sterilizasyon amaçlı kullanılan bu lazer kanal tedavisi de kanal sterilizasyonunda yada diş eti tedavisinide kullanılmaktadır. İyileşmesi oldukça güç olan apseler inatçı enfeksiyonlar iyileşmeyen kanal tedavileri diş eti problemleri hep Nd YAG lazer sayesinde şifa bulmuştur. NdYAG lazerin çalışma presibi: 1064 nm olan özel dalga boyu sayesinde dişhekimliğinde sıkça enfeksiyonlara sebep olan bakterilerin renkleri (kahverengi yada buna yakın renkler) tarafından emilmekte ancak diğer dokular tarafından emilimi olmamaktadır kısaca bu lazerin etki aralığı sadece bakteriler üzerine olmaktadır bu şekilde hızlı bir iyilişme etkisi görülebilmektedir. Bu lazerin etki mesafesi yaklaşık olarak 1 mm civarında olduğu için sadece diş ve içindeki dokulara etki etmekte ancak çevre dokulara hiç bir olumsuz etkisi bulunmamaktadır.


Diode lazer

Nd YAG Lazer ile benzer şekilde çalışmaktadır ancak bir lazer kristali yerine bir diode lambası barındırdıkları için maliyeti Nd YAG lazerle göre daha düşüktür bu sebepten diş kliniklerinde nisbeten daha yaygındırlar doku içinde 0.5 mm gibi Nd YAG lazerin yarısı kadar etki, mesafesi vardır diğer bir dezavantajı kullanım sırasında yüksek ısı açığa çıkardıkları için dokular da hasara sebep olabilir Kullanan hekim tarafından dikkatli kullanılmasında fayda vardır.

 
Erbium Lazer

Erbium kristali barındırmaktadır daha çok acısız çürük temizlemede kullanılır Çürük diş dokusunun renginin lazer tarafından seçilmesinde dolayı Ablasyon denilen etkisi sayesinde çürük dokusunu uzaklaştırırken sağlam dokuya etkisi daha az aşıdırarak sadece çürük üzerinde etki gösterir. Bununla beraber eski dolgu maddelerini sökerek kaldırma konusunda etkisisizdir yada dişe dolgunun tutunmasında yeterli şekli verememektedir. Yüksek derecede hasta konforu sağlar. Çalışma derinliği çok düşüktür 

 

CO2 lazer

Daha çok cerrahi işlemlerde dokuyu kesmek amacı ile kullanılır. Ancak cerrah tarafından kullanılırken dikkatli kullanılmak durumundadır bu lazerin yaptığı kesilerin iyileşmesi oldukça yavaştır. Kesi yüzeyinde karbonizasyon denilen bir etkiye sahiptir. Uzman eller tarafından kullanılmalıdır.

 

KTP lazer

Aslen Nd YAG lazer olup kristalin önüne gelen bir filtre ile dalga boyu değiştirilmiştir. Etki mekanizması Nd YAG ile hemen hemen aynıdır Uygulamada en önemli farkı implant çevresinde uygunlamazken özel bir beyazlatma yeteneği vardır . KTP lazer ile yeşil ışık kullanılarak yapılan beyazlatmalar Mavi ışıklı halojen beyazlatmaya göre çok daha etkilidir. Bu dalga boyu böbrek hastalarında yada prostat da da kullanım yeri bulmuştur.


Dişler neden çekilir?

Günümüzde, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin dişhekimliği bilimine katkıları sayesinde, öncelikle dişi tedavi etmek ve ağızda tutmak hedeflenmekle birlikte, bazı durumlarda, hasta sağlığını koruma veya tedavi planlaması nedeniyle diş çekimine başvurulmaktadır. Bu durumları şöyle özetleyebiliriz:

 

  •     İleri derecede çürük ve madde kaybı yüzünden tedaviyle kurtarılamayan dişler.
  •     Çarpma sonucu, tedavisi mümkün olmayacak şekilde kırılan dişler.
  •     Kanal tedavisine rağmen kurtarılamayan apseli dişler.
  •     İleri derecede dişeti iltihabı nedeniyle sallanan dişler.
  •     Zamanında düşmeyen süt dişleri.
  •     Aşırı konum değişikliği (dönme, devrilme vb.) nedeniyle sorun yaratan dişler
  •     Kist ya da tümör içindeki dişler.
  •     Tam sürememiş (gömük) ve sorun yaratan dişler.
  •     Yer darlığı nedeniyle ortodontik tedaviye yardımcı olmak amacıyla, sorunsuz olduğu halde bazı dişler çekilebilir.

 

Diş çekimi kuvvet gerektirir mi? Bu bakımdan bayan ve erkek dişhekimleri arasında fark var mıdır?

Çekim sırasında elbette bir kuvvet uygulanır. Ancak çekim aletleri zaten hekimin uyguladığı kuvveti birkaç katına çıkaracak şekilde tasarlandığından, aşırı kuvvet olumsuz sonuçlar bile doğurabilir. Dolayısıyla diş çekimi daha ziyade, teknik bilgi ve beceri gerektiren bir girişimdir. Birçok çene cerrahının bayan olduğu unutulmamalıdır.

 

Çekim sırasında diş neden kırılır?

 

  •     Özellikle büyük azılarda, yani çok köklü dişlerde, kökler çok ayrık ya da kıvrık olduğunda.
  •     Kemiğin elastikiyetini kaybettiği yaşlı kişilerde.
  •     Yine esnemeyen çok kalın çene kemiğine sahip olan kişilerde
  •     Aşırı madde kaybı nedeniyle tutacak yeri azalmış ve kırılganlaşmış dişlerde çekim sırasında kırılma olabilir.

Bu korkulacak bir durum değildir. Anestezi, yani uyuşma başarıyla sağlanmışsa, dişhekimi bu iş için üretilmiş aletlerle, kalan parçaları acısız bir şekilde çıkartır.

 

Diş çekimi korkusunu yenmek için ne yapılabilir?

Bu korkunun hiçbir şekilde giderilemeyeceğinin anlaşıldığı özel durumlarda, genel anestezi altında çekim yapılabilir. Ancak çoğunlukla hasta hekim arasındaki diyalog ve yaklaşım böyle bir girişimin gerekmediğini göstermektedir. Öncelikle çekilmesi gereken dişin vücuda verdiği zararlar ve ağrı gibi olumsuzluklar göz önüne alınarak, bundan kurtulmak gerektiği hatırlanmalıdır. İyi bir uyuşma sağlandıktan sonra, çekim sırasında, sadece bir basınç hissi ve dişin yükselmesi sırasında küçük çıtırtılar duyulabilir. Ağrı ya da acı olmaması gerekir. Genellikle insanlar çevrelerindekileri korkutmayı severler ve bu basınç ve çıtırtıları abartarak anlatırlar. Bu tür yanlış telkinlerin etkisinde kalınmamalı, her türlü soru hekime yöneltilmelidir.

Çekim öncesi yapılması gereken şeyler nelerdir?

Eğer doktorunuzun önerdiği bir ilaç (örneğin antibiyotik) söz konusuysa, mutlaka saatlerine uyarak, düzenli bir şekilde kullanmalısınız. Bir hastalığınız ya da allerjiniz varsa ve ayrıca bu yüzden sürekli kullandığınız ilaçlar mevcutsa, kesinlikle bunları hekiminize söylemelisiniz. Çekimden önce pıhtılaşmayı geciktiren aspirin türü ilaçlar kullanılmamalıdır. Mümkünse dişler güzelce fırçalanmalı ve bir antiseptikli suyla çalkalanmalıdır. Böylece ağızdaki bakterilerin azalması ve enfeksiyon riskinin düşürülmesi iyi olur.

 

Diş çekiminden sonra nelere dikkat edilmeli?

  • Çekim yarasının üzerine konan tampon yarım saat kadar tutulmalıdır.
  • Bu tampon atıldıktan sonra, gerekmiyorsa tekrar tampon konmamalı, oluşan pıhtının bozulmamasına özen göstermelidir.
  • Ağız suyla çalkalanmamalıdır.
  • Çekim sonrası iki saat kadar bir şey yenmemeli, bu süre dolduktan sonra da mutlaka ılık şeyler tecih edilmeli ve çok sıcak ya da soğuk yiyeceklerden uzak durulmalıdır.
  • 24 saat sigara içilmemelidir. Sigara  pıhtının bozulmasına ve yara yerinin ltihaplanmasına neden olabilir. Kuru soket denen bu durum uzun süre ağrıya sebep olur.
  • 24 saat alkol alınmamalıdır.
  • Hiç bir şekilde çekim yerine dokunulmamalı, yara bölgesi emilip tükürülmemelidir.
  • Yaralı bölge 24 saat kullanılmamalıdır.
  • Ağrı olursa aspirin dışında bir ilaç tercih edilmeli, mümkünse bunun için hekime danışılmalıdır.
  • Çekim yeri mutlaka temiz tutulmalıdır. Yara içerisine yemek artığı dolması önlenmelidir. Çekimden 24 saat sonra, yumuşak bir diş fırçasıyla bölge yavaşça fırçalanmalıdır. Bu sırada ılık tuzlu su gargarasından da faydalanılabilir.
  • Kanamanın hafif bir sızıntı halinde 6- 24 saat sürmesi normal kabul edilmektedir.  Ancak aşırı bir kanama varsa ya da bu süre aşılmışsa mutlaka dişhekimine başvurulması gerekir.
  • Aynı şekilde, uzun süren ağrı şişlik  durumlarında da hekime haber verilmelidir.
  • Sızıntı şeklinde devam eden kanamalarda, ıslatılmış bir çay poşeti, gazlıbezle sarılarak yara yerine konulabilir. Bu şekilde bir süre tampon yapmak, çayın içindeki bazı maddelerin kan durdurucu özelliği nedeniyle faydalı olabilir.


Yara iyileştikten sonra ne yapılabilir?

Çekim boşluğunun yerine, duruma göre, köprü, protez ya da implant uygulanmalıdır. Diş eksikliği sindirim bozukluklarına yol açabileceği gibi, çekilen dişe komşu olan dişlerde konum bozuklukları (eğilme, devrilme vb.) ve buna bağlı olarak çiğneme sorunları da oluşabilir.
 

Gömük diş nedir, çekimi gerekli midir?

Diş etrafındaki çene kemiğinin çok yoğun olduğu ya da dişetinin çok kalın oluduğu durumlarda, çene kavsinin dar olması nedeniyle dişin sürecek yer bulamaması halinde, süt dişlerinin erken kaybı sonucu ya da bazı hastalıklara bağlı olarak sürememiş ve dişetinin altında, kemik içinde kalmış dişlere gömük diş denir. Bu dişler apseye neden oluyorlarsa, ağrı yapıyorlarsa, dişin büyüklüğü ve konumu çene kırığı riski taşıyacak kadar kemiğin incelmesine neden oluyorsa, tümör ya da kist ile birlikteyse ve komşu dişin çürümesine yol açıyorsa çekilmeleri gerekir.


Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir.

Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli araştırma yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir.

Bu nedenle aft oluşumunu hızlandıran ve iyileşmesini geciktiren faktörlerden bahsetmek mümkündür.

 

Aft oluşumunda hangi faktörler önemlidir?

 

  • STRES

Günümüzde migren, yüksek tansiyon ve gastrit gibi birçok hastalığın nedenleri arasında kabul edilen stres aft oluşmasının en önemli nedenlerinden birisidir.
Hanımlarda premenstural  gerginlik(adet öncesi dönem) de aft oluşumunu hızlandıran faktörlerdendir.

 

  • YİYECEKLER

Turunçgiller, sirke, turşu, patates cipsi, tuzlu ve baharatlı çerezler gibi ağız mukozasını tahriş edebilen yiyecekler aft oluşumunu hızlandıran önemli faktörler arasında sayılmaktadır.Bunların yanı sıra bazı bünyeler için alerjik olabilen kara buğday, çavdar, arpa, çikolata, fındık, kabuklu deniz hayvanları, soya, domates, bazı patlıcan, elma, incir, peynir gibi yiyecekle.de aft oluşumunu hızlandırırlar.

 

  • TRAVMA

Yanak dil dudak ısırma, sert yiyeceklerin tahrişi ve yumuşak olmayan diş fırçalama işlemleri ve iyi adapte olmayan protezlerin neden olduğu vuruklar aft için uygun zeminin oluşmasına yardımcı olurlar.

 

  • DİŞ MACUNU

Diş macunlarının temizleme özelliğini artırmak için köpük yapıcı olarak yapılarına katılan "sodyum lauryl sulhate" ( SLS ) mukoza hücrelerinin yıkımını artıran tahriş edici bir kimyasaldır. SLS bu özelliği ile aft oluşumu üzerine direkt etkili olan bir maddedir.

Özellikle aft sorunu olan kişilerin kullanabilmesi için günümüzde daha az oranda (%1.25) SLS içeren diş macunları üretilmektedir. (Tom's of Maine Natural Toothpaste , Oral-B Sensitive Fluoride Toothpaste.)

 

  • SİSTEMİK HASTALIKLAR

Behçet Hastalığı: Genital ülser, konjuktivit, retinit, lokositoz gibi, birçok sistemik belirtiler yanında ağız içerisinde oluşan tekrarlayıcı aftlarla kendini gösteren bir hastalıktır.

Birçok malign ve otoümmin hastalıklarla birlikte de tekrarlayıcı aftlar görülebilmektedir.

 

  • DİĞER NEDENLER

B12 vitamini ve demir noksanlığı,sigara içme, tütün çiğnemenin gibi alışkanlıkların de aft oluşumuna katkıda bulunan önemli faktörler olduğu bilinmektedir.

 

Tedavi

Aftlar herhangi bir tedavi uygulanmasa da genellikle 7-10 gün sonra kendiliğinden iyileşmektedir. Aft sorunu ile karşı karşıya olanların aşağıda sıralanan işlemlerden birini yada birkaçını uyguladıklarında daha rahat bir periyot geçirmeleri mümkündür:


Ağrıyı azaltmak ve iyileşme periyodunu kısaltmak için:
  •     Sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalır.
  •     "2% hydrogen peroxide" solusyonuna batırılan pamuk yada gazlı bez ile aft bölgesi temizlenebilir.
  •     Su ile karbonat karışımından hazırlanan ince yapılı bir krem aft üzerine sürülebilir.
  •     Yarım bardak suya yarım kaşık tuz ilavesi ile elde edilen solusyonla günde üç kez gargara yapılabilir,
  •     Yemeklerden önce aft bölgesine "xylocaine" solusyonu ya da ağız için hazırlanmış anestezik kremler uygulanabilir.
  •     Aft üzerine uygulanacak "orabase", "Gly-oxide", "Cankaid","Ambesol" gibi ağız içi kremler uygulanabilir.
  •     "sucralfate" tableti ılık suda eritip gargara yapılabilir.
  •     Özellikle aftı başlangıç aşamasında "tetrasiklin" tableti suda eriterek elde edilen solusyon ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
  •     Gene aftın başlangıç safhasında bölgeye bir topikal steroid "%0.1 lik triamcinalone" uygulanması ya da steroidli bir gargara "betamethasone syrup" ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
  •     "Chlorhexadine" gargaralar iyileşme periyodunu kısaltır.
  •     "Tetrasiklin" şurup la hazırlanan 12,500 unite "nystatin", 1.25 mg "diphenhydramine", ve 0.25 mg/m "hydrocortisone" karışımı 'shotgun' solusyonu olarak kullanılabilir.  



AFT (canker sores=mouth ulcers) ile UÇUK (fever blisters=cold sores) arasındaki farklılıklar:

Aft ile uçuk genellikle aynı belirtileri gösterdikleri için birbirleri ile karıştırılabilmektedir. Ancak aralarında birçok temel farklılık vardır:


AFT

1. Kesinlikle ağız içersinde oluşur.
2. Bulaşıcı değildir.
3. Aftın oluşmasına virüsler neden olmaz.


UÇUK

1. İçi su toplamış küçük kabarcıklar (blisters) şeklinde başlar.
2. Nadiren ağız içerisinde olsalar da genellikle ağız dışında meydana gelirler. Aft ağız içerisinde tüm bölgelerde olabilmesine karşın uçuk genellikle ağız içerisinde damak tavanı gibi hareketsiz bölgeleri tutar.
3. Bulaşıcıdır.
4. Virüsler tarafından meydana getirilir.


UÇUĞUN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Uçuk çıkmadan önce kendini belli eder (0-24 saat önceden); karıncalanma, kaşınma, yanma, sızlama hissedilir. Bunu o bölgenin kızarması, şişmesi ve daha sonra da içi sıvı dolu kabarcıkların ortaya çıkışı izler. Bu kabarcıklar konuşurken, gülerken, yiyip içerken acı ve ızdırap verir. Zamanla kuruyup çatlar, sızıntı yapar ve açılarak görüntüyü bozan çirkin bir yara haline gelir.

      
NASIL BULAŞIR?

Uçuk, ön belirtileri ile açık yaranın kapanması süresi arasında bulaşıcıdır. Uçuğu olan bir kişinin kullandığı, havlu, bardak, çatal, kaşık vb. eşyalardan ve uçuklu kişinin öpmesi sonucu bulaşır. Uçuk virüsü (Herpes simpleks) ile insan genellikle ilk defa küçükken (0-5 yaş) tanışır. Uçuğu olan aile bireylerinden birinin “Sevgi dolu” öpücüğü sonucunda uçuk virüsü vücuda girer. Çoğunlukla fark edilmeyen küçük kızarıklıklar şeklinde ortaya çıkar; ağız içi, diş etleri ve dudaklar enfekte olur. Ama kimi hassas bünyelerde ciddi enfeksiyon şeklinde görülebilir.


DİKKAT! UÇUK BULAŞICIDIR!

  •     Uçuğa dokunulmamalıdır. Dokunulursa eller çok iyi yıkanmalıdır.
  •     Bayanlar makyajlarını çıkarırken özellikle çok dikkat etmelidirler. Kesinlikle gözlere dokunulmamalıdır.
  •     Özellikle bebekler, çocuklar ve diğer insanlar öpülmemelidir.
  •     Uçuklu insanın kullandığı havlu, bardak, çatal, kaşık vb. eşyalar ayrılmalı ve başkalarının kullanmasına izin verilmemelidir.
  •     Yerken, içerken kullanılan malzemeler özellikle çocuklar ile paylaşılmamalıdır.
  •     Uçuk ve uçuk yarasının kabuğu ile oynanmamalıdır. (Parmaklara uçuk virüsü bulaştırırken, uçuk yarasına da diğer mikroplar bulaştırılmış olur.)

 


NİÇİN NÜKSEDER?

Uçuk virüsü (Herpes simpleks) vücuda girip ilk enfeksiyonu yaptıktan sonra o bölgedeki isnir düğümüne girip yerleşir ve istenmeyen bu misafir, vücudun zayıf düştüğü durumlarda çoğalır ve uçuk çıkar.

  •     Stres
  •     Aşırı yorgunluk, uykusuzluk
  •     Aşırı güneş ışığı ve UV ışınları
  •     Diğer enfeksiyonlar
  •     Adet dönemi, hamilelik gibi durumlarda virüs aktif hale geçebilir.

 


KONTROL EDİLEBİLİR Mİ?

  •        Öncelikle uçuğun nüksetmesine sebep olan durumlardan sakınmak gerekir. Örneğin strese bağlı olarak gelişir ise; stresimizi azaltacak gevşeme tekniklerini öğrenmek. Yorgunluk ve uykusuzluk sebep ise; dinlenmek ve iyi uyumak. Güneş sebep oluyor ise; dudaklar için koruyucu krem ya da yüksek koruma faktörlü güneş yağı kullanmak ve şapka ile yüzü güneşten korumak gerekir. Tüm alınan önlemlere rağmen uçuk yine de nüksedebilir.
  •        Ön belirtiler (karıncalanma, kaşınma, yanma, sızlama) hissedildiğinde o noktaya kısa aralarla antiviral bir uçuk kremini uygulamak gerekir. Uçuk ya hiç çıkmayacaktır ya da çıksa bile hafif seyredecektir.


EN ETKİLİ ŞEKİLDE NASIL TEDAVİ EDİLİR?

       Önceden bazı madde ve ilaçlar uçuğun verdiği rahatsızlığı azaltmak için kullanılmıştır:
  •     Alkol ve antiseptik ilaçlar, Uçuğun üzerindeki bakteri enfeksiyonunun gelişmesini engeller
  •     Ağrı kesici ilaçlar; Uçuğun sebep olduğu ağrıyı azaltır.
  •     Buz uygulamak; Ağrı azaltılabilir
  •     Oysa günümüzde etkili tedavide kullanılan antiviral uçuk kremleri, deriden geçerek uçuk virüsüne (Herpes simpleks) etki eder ve deriye zarar vermelerini engeller.        

 


KİMLER ÖZELLİKLE RİSK ALTINDADIR?

 

  •     Sık sık veya uzun süreli olarak uçuk çıkıyorsa (Örneğin tedaviye rağmen 10 günden daha uzun süre devam ediyorsa)
  •     Uçuk, bir bebekte ya da 6 yaşından küçük bir çocukta çıkmışsa
  •     Dudak, ağız ve burun çevrenizin dışındaki vücut bölgelerinde, özellikle de gözlerinizde, parmaklarınızda ya da cinsel organınızda uçuk çıkmışsa
  •     Uçuk ile birlikte baş ağrısı, ateş ve kas ağrısı gibi başka şikayetleriniz varsa
  •     Uçuk sarı renkte cerahatli ise
  •     Bağışıklık sisteminizi baskı altına alan ilaçlar, örneğin kortizonlu ilaç kullanıyorsanız
  •     Bağışıklık sisteminizin zayıflığı (yani bulaşıcı hastalıklarla mücadele etme gücünüzün azalmış olması) nedeniyle tıbbi kontrol altındaysanız.

Sınırlı Sorumluluk Beyanı :

dishekimim.com'un içeriği, kullanıcıyı bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. hekimim.com'un içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Ayrıca site içindeki tüm bilgiler, Ankara; İstanbul ve Manisa’da faaliyet gösteren 3 ayrı kliniğin bilgi paylaşımı yaptığı, diş sağlığı ve tedavisi konusunda genel bilgi ve dokümanları içeren bir sitedir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

Copyright © 2003-2013. Tüm Hakları Sakldır.Hits